Hayatı ne anlatmak yeter, nede yaşamak; kimi zaman geliyor ben neden geldim amacım ne neden burdayım diye kendi içimizde ki şahsa sorar dururuz. İçimde ki ses beni buraya gelme amacımın sadece bu bomboş dünya da yaşamam görmem ve ölmem için geldiğimi söylüyor. Ya sizin?
Bir de şu var evet çocukluğumuz ne iyi ne kötü düşe kalka selvi boylum al yazmalım filmleriyle geçti gayette iyi geçmiş.Ama sonra ne değişiyor da o çocukluk döneminde ki mutluluk büyüdükçe kayboluyor nereye gidiyor o içten gülümsemeler ufacık bir çikolata hediye edildiğinde kocaman bir gülümseme ve tabi ki kocaman bir mutluluk.
Şimdi iş, aile, sevgili, hayat şartları derken zaman hızla akıp gittiğini fark ediyoruz.Peki biz nereye gidiyoruz nedir bu koşuşturmaca.Hiç durup kendi içimizi dinliyor muyuz, aynaya bakıp ben şu anda kimim kim olmalıyım gibi sorular soruyor muyuz.Hayır...
Ben de dahil sormuyoruz bu soruları.Bugün çok çalıştım kendime vakit ayıramayacağım diyip tv başına geçip dizi kolik olarak gün sonunu bitiriyoruz.
Önceden iş yerime servisle gidip geliyordum 3 yıla yakın servis kullandım ve yalan olmasın ama 50'ye yakın kitap bitirmişimdir.
(Tamam itiraf ediyorum biraz da o İstanbul trafik çilesini daha kolay şekilde atlatmak içindir.)
Ama baktım ki bu böyle olmayacak artık bir kitap mağazasına girip 2 torba kitap almış çıkmışım.
Neyse artık servis kullanmıyorum.Benim için evimin yakınlarına taşındılar kitap okumak yerine her sabah yürüyüş yapıyorum.
Aslında bu iş yeri harbiden beni düşünüyor önce kitap okumak şimdi spor iyiymiş :):)
Yani demek istediğim kendimize biraz vakit ayıralım.
Küçük bir çikolata,şeker,kıyafet beni ve sizi ne mutlu ediyor ise o an.
Hani derler ya spontane (anlık olaylar) yaşayalım.Yaşayalım da para pul derdi var...
O kadar çalış didin bir mutluluğu kendine çok gör vay be....
Yarın gidip kendimi mutlu edeceğim ve Blazer ceketlerden bir tane alacağım....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder